|
Bir kadına kaşın böyle gözün şöyle demek, yani çirkinsin
demek, öldürmekten beterdir. Bir arkadaş anlattı:
Yakın akrabamız bir bayan, (Kocam bana esmersin,
pasaklısın dedi, hiçbir zaman “Güzelsin, seni seviyorum”
demedi, hep kötü yönlerimi söyledi, elin adamlarından
güzel söz duyunca, ister istemez gönlüm o adamlara düştü,
kocamdan soğudum) dedi. Bu durumu iyi bilen bir arkadaş,
oğlunu evlendirirken (Aman oğlum, eşinle kavga etsen,
kötü söz söylesen bile, ona sen çirkinsin deme, her
zaman güzel olduğunu söyle) derdi. Kızımla annesi
tartışınca, kız bana, (Baba bu köylüyü nereden buldun da
aldın) der. Ben de, (Ama annen güzeldi onun için) derim.
Kavga biter hemen.
Bir de, daha önce başından bir evlilik geçmişse, hanım
sorsa bile, eski eşten kesinlikle bahsetmemelidir. Eski
eşin adını sakın evde anmamalı. Bir gün Peygamber
efendimiz, vefat eden Hazret-i Hatice validemizi anınca,
kadınların en üstünü olan Âişe validemiz bile üzüldü. O
üzülünce kim üzülmez ki?
Kadın, erkek iyi geçinmek için yalan söyleyebilir. Bir
hadis-i şerif meali:
(Erkek, eşini, eşi de, beyini idare etmek için yalan
söylerse günah olmaz.) [Müslim]
İbni Erkam hazretleri, Hazret-i Ömer’e, (Eşim, bana
sevmediğini söyledi. Beni sevmeyen bir kadınla birlikte
yaşayamam, ayrılmak istiyorum) dedi. Hazret-i Ömer,
kadına sordu:
- Kocana, seni sevmiyorum dedin mi?
- Evet dedim.
- Niçin?
- Bana sordu. Ben de yalan söyleyemedim. Yoksa burada
yalana izin var mıdır?
- Elbette burada yalan söylemeye izin vardır. Bir kadın,
kocasını sevmese de, onu üzmemek için, yalan söylerse
günah olmaz.
Hanımı idare etmek, onu haramdan korumak, neşelendirmek
birinci vazife olmalıdır.
Evliya zatlar buyuruyor ki:
(Talebeye ne yapılırsa, hocasına gider. Evlada yapılan
bir şey, babaya yapılmış gibidir. İyilik de kötülük de.)
O halde büyükleri üzmemek için saliha hanımla iyi
geçinmek zorundayız.
Saliha hanım, bulunmaz nimettir, Cennet nimetidir.
Cennet nimetinin kıymetini bilmek, muhafaza etmek her
Müslümanın vazifesi olmalı.
Çocukları kavgalı, stresli bir ortamda yetiştirmemeli.
Yarının büyüğü olarak yetiştirmeli. Ivır zıvır şeylerle
bu hayatı kendimize, çoluk çocuğumuza zehir etmemeliyiz.
Problemli ailelerin çocuklarıyla kimse oğlunu kızını
evlendirmek istemez. Bu da ayrı bir konu.
Bütün sıkıntılar ölümü unutmaktan, hak ve hukuka riayet
etmemekten yani dine uymamaktan ileri gelir. Bir zat
anlatır:
(Bir gün bana bir arkadaş geldi. Hanımı ile hiç
geçinemiyormuş. Evde her gün basit şeyler yüzünden
tartışma oluyormuş, bıkmış bu tartışmalardan, artık
ondan ayrılmak istiyordu. Bunların münakaşaları yüzünden
iki taraf aileleri de birbirine girmiş. Hanımı bunun
tarafına, bu da hanımının tarafına düşman vaziyette.
Kanlı bıçaklı deniyor ya aynen öyle imişler. Yine bir
gün perişan bir vaziyette geldi, hiçbir nasihat
dinleyecek halde değildi. Ya Rabbi, ben buna ne diyeyim
diye düşündüm. Sonra ona, “Ayrılsan da fark eden bir şey
olmayacak, bir ay kadar ömrün kaldı, ne istiyorsan git
yap” dedim. Bu sözü duyan arkadaş şok oldu, rengi attı,
yine perişan bir durumda çıkıp gitti.
Sonra arkadaşlardan ve kendisinden dinlediğim için ne
yaptığını anlatayım. Kapıdan çıkar çıkmaz özel kalemdeki
arkadaşlarla helalleşmeye başlamış. Rastladığı herkesle
helalleşiyormuş. Eve gidince kavgalı hanımına, (Hatun
gel demiş, bunca zamandır seni üzdüm, sana iyi kocalık
yapamadım, istediğini alamadım, hakkına riayet edemedim,
ne olur beni affet, bana hakkını helal et) demiş. Tabii
bunu ağlamaklı diyor, gerçekten diyor.
Hanımı bakmış, Allah Allah, bu adama ne oldu da böyle
şeyler yapıyor, acımış ona, bey demiş, sen hakkını helal
et, ben hep edepsizlik yaptım, seni çok üzdüm demiş.
Başlamışlar ağlamaya, sarılıp ağlaşmışlar. Sonra adam,
kavgalı olduğu kayınpederlerine gitmiş. Aynı şekilde
onlardan ağlamaklı olarak özür dilemiş, size iyi
evlatlık yapamadım, hizmet edemedim, ne olur beni
affedin, hakkınızı helal edin demiş. Onlar da
şaşırmışlar, yavrum demişler, sen hakkını helal et, biz
büyüklük yapamadık, sizi hoş göremedik, sizin aranızı
çok zaman biz bozduk. Sen bizi affet, hakkını helal et
diyerek ağlaşmışlar. Sonra hanımı da bunun kavgalı
olduğu annesine babasına gitmiş. Aynı şekilde o da
onlardan özür dilemiş, size iyi gelinlik yapamadım, çok
edepsizlik ettim, sizi çok üzdüm demiş, helallik istemiş.
Onlar da aynı şekilde mahcup olup, asıl sen bizi affet
hakkını helal et, biz büyüklük yapamadık, sizi çok üzdük
demişler, sarılıp ağlaşmışlar. Evde ise her gün sanki
Cennet hayatı yaşıyorlar. Karı koca birbirlerine hizmet
ediyor, terlik vesaire getiriyorlarmış. Bir dedikleri
iki olmuyormuş.
Ama arkadaş, benim sözümü hiç söylememiş. Bir ayın
dolması için günleri sayıyormuş. Günler yaklaştıkça
bunun iyiliği artıyormuş, geceleri ibadeti artıyormuş.
Bunun iyiliği artınca hanımının da ve ailelerin de
iyiliği artıyormuş. Derken bir ay dolmuş. Ha bugün
öleceğim derken, nedense ölmemiş. Kesin bir ay denmedi,
bir ay kadar dendi, belki birkaç gün daha var diye
düşünmüş. Birkaç gün daha beklemiş, yine ölmemiş. Sonra
yanıma geldi, odadan içeri girince, (Efendim ben ölmedim)
dedi. Ne ölmesi dedim. Efendim siz bana demiştiniz ki
bir ay kadar ömrün kaldı, o bir ay doldu ama ben ölmedim.
Kardeşim, ben senin ne zaman öleceğini bilemem, ama şunu
biliyorum, ölüm var, bir gün elbette öleceksin. Ölecek
adam kavga niza ile hayatını zehir etmez. Şu andaki
hayatından memnun musun dedim. Evet hiç tartışmamız
olmuyor dedi. Haydi böyle devam edin dedim. İki
çocukları oldu, gül gibi geçinip gidiyorlar. Bütün
mesele ölümü unutmamak. Ölümü unutunca ne oluyor,
unutmayınca ne oluyor bu açık bir örnek.)
Çeşitli sual ve cevaplar
Sual: Hanımdan ayrılınca da mehrini vermek gerekir mi?
CEVAP
Hanımından ayrılan erkeğin, hanımının mehrini vermesi
gerekir. Mehr kul hakkıdır. Peygamber efendimiz,
günahları, haramları sayarken buyuruyor ki:
(Hevesi geçince hanımını bırakıp mehrini vermemek.
Çalıştırdığı işçiye ücretini vermemek. Zararsız hayvanı
sebepsiz öldürmek.) [Hakim]
Erkek hanımını ahlaksızlığı sebebiyle de boşasa, yine
mehrini verir. Çocuk erkeğe verilmişse, kadına ayrıca
nafaka verilmez.
Sual: Evleneli yedi sene oldu. Kocamla beraber olamadık.
Yani kusur kocamdadır. Artık ayrılmaya karar verdim.
Dinen ayrılmak istemem günah olur mu? Kocam ayrılmamı
istemiyor, ayrılmak istiyorum dediğim zaman ağlıyor.
Doktora da gitmiyor. Psikolojik bir rahatsızlığı var.
CEVAP
Seadet-i Ebediyye’de diyor ki:
(Kendinde engel bulunmayan kadın, zevcinin innin yani
hadım, iktidarsız olduğunu anlarsa, nikahın feshi için,
çok zaman sonra bile, dava açabilir. Erkek inkâr ederse,
kadı yani hakim bir ebeye muayene ettirir. Zevceyi
bakire bulursa, bir yıl sonra tekrar muayene ettirir.
Yine bakire bulunursa aralarını tefrik eder [ayırır].
Tam mehrini verir ve kadının da iddet beklemesi lazım
olur. Bir kere cima yapınca kadının dava açma hakkı
kalmaz ise de, birden fazlasını terk etmesi günah olur.
İnnin, ihtiyarlık, tenasül hastalığı veya büyü sebebi
ile cima yapamayandır.)
Sual: Beyimin borcu var. Ben de bu borcumuzu daha çabuk
ödeyip, sıkıntıdan kurtulmak için gayrimüslim hanımların
yanında çalışıyorum. Uygun mudur?
CEVAP
Bayan çalışmaya mecbur değildir. Kendi arzunuzla
erkeklerin olmadığı bir yer varsa, yani günah işlemeden
çalışma imkanı varsa çalışabilirsiniz. Beyinizin borcu
sizi ilgilendirmez.
Sual: Kocam zengin. Ne kendi güzel giyiniyor, ne de bize
alıyor. Doğru mu yapıyor?
CEVAP
Zengin bir kimsenin, durumuna uygun giymemesi ve ev
halkına da aynı şeyi yapması doğru değildir. Hadis-i
şeriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, sana bir mal verdiği zaman, bu nimet ve
ikramın eseri, senin üzerinde görülsün.) [Ebu Davud]
(Allahü teâlâ, birinize mal ihsan ettiğinde, ikrama,
önce kendisinden ve ev halkından başlasın!) [Müslim]
Sual: Erkeğin hanımına nafakayı temlik etmesi, eline
vermesi farz olduğuna göre, hanım "Ben nafaka istemem.
Sana helal ettim" dese sahih olur mu? Yoksa nafakayı
aldıktan sonra mı hediye etmesi gerekir?
CEVAP
Nafakayı almadan hediye etmesi sahih olur. Bir kimse,
birinde olan alacağını, hakkını ona hediye edebilir. (Redd-ül
Muhtar)
Sual: Beyim beni, Avusturalya’ya götürmek istiyor.
Burada çok tanıdıklarımız var. Durumumuz da iyidir. Ben
de tanımadığım gayrimüslim ülkeye beni götürme diye
itiraz ediyorum. Yakınlarım beyine itiraz etmek günahtır
diyorlar. Burada itiraz hakkım yok mu, yani götürme beni
demem günah mıdır?
CEVAP
Bu konuda itiraz etmeniz günah olmaz. Hindiyye'de (Zamanımızda,
erkek, hanımı istemezse, onu başka memlekete götüremez)
diyor. Bu bakımdan bir zaruret yoksa götürmemeli,
huzursuzluğa sebep olmamalıdır. Orada rahat edecekseniz
zaten siz de itiraz etmezsiniz. Böyle işlerde anlaşarak
karar vermelidir.
Sual: Hanımı başka memlekete götürmek uygun değil
deniyor. Ben hanımımı İstanbul’dan Erzurum’a, Konya’ya
götüremez miyim?
CEVAP
Gezdirmeye her yere götürürsünüz elbette. Onu Konya’ya,
Erzurum’a yerleştirip kendiniz zaruretsiz İstanbul’da
ikamet etmeniz uygun olmaz. Onu kendi ikamet ettiğiniz
yerde, akrabalarının ikamet ettiği yerde
bulundurmalısınız. Bir de kadın razı olmadıkça, onu
memleketindeki akrabalarının yanından alıp başka
memlekette ikamete zorlamak da uygun değildir.
Sual: Erkek, hanımı razı olmadığı halde, çocuk olmaması
için tedbir alabilir mi veya hanımını tedbir almaya
zorlayabilir mi?
CEVAP
Hayır.
"Kadıncıl bir hayvanım"
Erkeğin kalesi ketumiyetiydi. Ta ki doktor ona ne yersen
ye deyinceye kadar. Bedri Koraman, ketumiteyini bozdu.
Kadınlar ve erkekler hakkında bildiği her şeyi anlattı.
Koraman, yıllar boyu sadece karikatür çizmemiş,
çizdikleriyle bizi gülümsetmemiş. Kadınların kitabını
yazmış, haberimiz yok.
Ayşegül Sönmez
Erkekler kadınlara göre daha fazla mı kendilerine
güveniyorlar?
Erkekler, kendilerini kadınlardan daha çok saklarlar.
Ben de saklardım. Doktor ne yersen ye dediği için artık
saklamıyorum kendimi. Rahat rahat anlatıyorum.
Peki bir erkek ne zaman kendine güvenir?
Sizi çantaya atmışsa kendinden emin olur. Çantada keklik
olmayacaksınız.
Hep kaçar gibi mi yapacağız, her an gidecekmiş gibi?
Hayır. Öyle açık bir tavır da terk edilme sebebi haline
gelebilir.
Peki erkeklerin çuvallama yaşları var mı? Sonra birden
bilge kesiliyorlar sizin gibi olayı çözüyorlar çünkü...
Kadın olduğunuz için kendiniz için aleyhte
düşünüyorsunuz. Siz ne kadar çuvallarsanız, erkeklerden
de daha beter bir şekilde çuvallar. Kızlar, erkeklerden
daha çabuk olgunlaşır. Ben gerçekten büyüdüğümü, sağlam
teşhislerde bulunabileceğimi tam 33 yaşında anladım.
Kadınlar 20'li yaşlara kadar müstakil düşünemiyorlar.
Çevre, aile etkisi yüzünden de başlarına gelen güzel
fırsatları kaçırıyorlar. Kendisine yürekten bağlanan
insanları da bu yüzden kaybediyorlar.
Bir kadına neler yaparsınız onu tavlamak için. Çiçek
alır mısınız?
Ben kadıncıl bir hayvanım. Ben kadınları tavlamadım.
Tavlandım. Çiçek alayım de bunun faydasını göreyim diye
de çiçek almadım. Çoşkulu bir gece meyhanede çiçekçi de
ayağıma dolaşıyorsa ne kadar çiçek varsa hepsini aldığım
verdiğim de oldu. Hatta o kadar çoşarım ki o meyhanede
ne kadar kadın varsa, git hepsine dağıt derim. Bodrum'da
kafayı bulunca özellikle bunu çok yaparım. O yüzden
orada çiçekçiler beni görünce çok sevinirler.
Erkekler kadınlardan en çok ne zaman uzaklaşırlar?
İstekleri yerine getirilmediği ve getirilme umudu
olmadığı ve kalmadığı zaman.
Ama şöyle de bir gerçek var, erkeğin bir kadına aşık
olma sebebi yine o kadını terk etme sebebi de oluyor.
Neden?
Bunu yakalamanız çok güzel. Çaresini bulamamanız hazin.
Şimdi bakın. Erkeğe, cazip, çekici, onu tahrik eden
unsur, o kadına kavuştuktan sonra onun için birdenbire
gereksiz hale gelir. Mesele halolmuştur. Kadına
kavuşmuştur. Kavuştuğu için de artık kadının o tavrına
ihtiyacı kalmamıştır. Hatta kadın, o tavrını sürdürürse
başkaları için de çekici olmaya devam eder ki, bu,
erkeği incitir.
Erkekler, kolay inciniyorlar galiba. Öyle mi?
Tabii. Bir erkek, takındığınız tüm o tavırların kendisi
için olduğunu düşünmek ister. Ben onun için enterasan
değilim, bunları benim için yapmamış. Genel tavrı buymuş.
Onun davranışlarında bana ait, benim için yapılmış
hiçbir şey yok, bu zaten böyleymiş der. Ve sizi
alaledilik çizgisine iter kafasında. Ne diyor?
Nedir bu benim için yapıyor, bana ait tribinin kaynağı?
Aidiyet fikri var ya... Erkek için çok önemli bir şey.
Erkek hep özel olmak ister. İnsan toplumunda olay
tersine çevrilmiştir. Kadın süslü, erkek beğenir hale
getirilmiştir. Halbuki, bu doğada tam tersidir. Süslü
olan erkektir ve erkek, dişiye kendini beğendirmek ister.
Hindi, tüylerini kabartarak dişinin etrafında dolaşır.
Horoz, en süslü ibiklerini, kuyruğunu sallayarak,
kanatlarını açarak tavuğun etrafında dolaşır. Bütün
mahlukatta erkekler hep süslüdür. Aslan yeleleriyle,
tavuskuşu da öyledir. Bütün hayvanlarda beğenilmek,
tercih edilmek isteyen, hep erkektir. Hayvanlarda
avcılığı, ekonomiyi, dişi temin eder. Bütün bu
terslikler, uyuşmazlıklar insanı mahvediyor. Köylü kadın,
it gibi çalışır tarlada, kocası yan gelir yatar.
Akşamleyin de hepimizden daha rahat sevişirler.
Peki nasıl bir kadın, şeffaf mı, gizemli bir kadın mı?
Gizemli kadın falan bunlar mazide kalmış şeyler.
Çoşkularınızı hiçbir kompleks duymadan yaşayın. Açık
olun. Bu işler yatakta başlar, biterse de yatakta biter.
Olayın bütün büyüsü, süsü yatak olayıdır. Oradaki
fantaziler olayıdır. Oradaki doyum olayıdır. Bir erkek
sizle yatakta çok mutlu oluyorsa, ertesi gün ya da
sevişmenin ardından size muhabbetle sarılıyorsa, o
sizden gitmez. Tıpkı kadının da doyuma ulaştığı zaman, o
tadı aldığı zaman gidemeyeceği gibi. Hatta kadın için
kesin söylerim. Gitmek istese de gidemez. Kadın,
erkeğini hanzo da bulsa, onu tenkit de etse de, "bu
hayvanın, öküzün tekidir" dese de eğer doyum alıyorsa,
gidemez.
Neden gidemez, duygusal olduğu için mi?
Hayır. Gidemez çünkü kadın, erkeğe göre daha faydacıdır.
Çünkü doğa kadını neslin devamı için hükümlemiştir. Döl
alma olayı olan sevişme olayını kadın erkekten daha
fazla önemser. Oradaki tatmin, onun istediği şeydir.
Çünkü doğa ondan döl almak ister. Oraya o kadar büyük
tadı da o yüzden koymuştur. Şekerlemiştir. Onun için
tatmin olan bir kadın, tatmin olduğu erketen kopamaz.
Kadın için bu çok önemlidir. Erkek için yüzde yüz
demiyorum. Erkek, dağıtıcıdır. Doğa, erkeğe dağıtıcılık
görevi vermiştir. Erkeğe, bu yüzden başka kadınlara
bakma meyili koymuştur. Bu yüzden kadın ayda bir tane
yumurta imal ettiği halde, erkek bir sevişmede
milyonlarca sperm üretir. Bu erkeğe avantaj vermiş gibi
gözükse de erkeğin korkunç bir dezavantajı vardır.
Neymiş bu dezavantaj?
Kadın bacaklarını açtığı anda hazır olabilir, olaya
katılabilir, ama erkeğin okşanarak, çoşturulması,
hazırlanması lazımdır. Bizim kadınlarımızın en büyük
hatalı olduğu nokta da budur.
Antropoz değil manapoz
Antropoz diye bir şey yok, manapoz va. Bir erkek her
zaman erkektir. Erkek kendine dikkat ederse, 30
yaşındaki bir adam günde 4 defa sevişiyorsa, 65
yaşındaki adam bir defa sevişir. 90 yaşındaki ise
haftada bir ama sevişir.
Uzvi kısıtlama diye bir şey asla yok. Tıp, kadında
menapozu kabul ediyor ama erkekte kabul etmiyor. Bilim
de bunu kabul etmiştir. Psikolojik değişimlerdir
antropoz, fiziksel değil.
Koku...
Erkekler, beraber oldukları kadınların kokularına
alışırlar. Erkeğin burnu iyi koku alır eğer aklını
kullanmazsa. Aklını kullanırsa, terledi de teri kokuyor
sanır. Gazetede, asansörde üç kişi var diyelim. Ben o
kızlardan hangisi beni istiyor, salgıladığı kokudan
anlarım.
Telefoncu kızlar
Şark Kahvesi'nde Maçka'da uzaktan bakardım. Çirkinse
kaçardım. Telefoncu kızlar derdik o zaman. Çirkin kızlar
gazeteye gelmezler, telefon açarlardı. O yüzden, onlara
telefoncu kızlar derdik.
Bir anı...
Telefoncu kızlardan bir tanesine randevu verdim. Maçka
Parkı'nda. Gittim bir baktım dünya güzel bir kız, uzun
boylu, fişek gibi. Yaşı 17. O kızdan çok hoşlandım. Bir
süre beraber olduk. Ama duhul olmadı. Bir bayram günü
şarapladık. Garsoniyere gidecektik. Annem dayımda dedi.
Kızın evine gittik. İzbandut gibi bir kadın kapıyı açtı.
Annesiymiş. İsteyecek beni demiş. Tartışma yarattım.
Çıktım evden. Tam arabaya bindim. Kız da peşimden koştu.
Arabaya bindi. Kucağıma oturdu. Beni mecbur etti. O
zamana kadar yapmadığımız şeyi, arabada yaptık. O
zamanlar jüpon modası vardı. Battı gitti jüpon.
Tavlanmaya çıkarlar...
Biz tavlamaya değil, tavlanmaya çıkardık. Özellikle
Örsan(Öymen) ve ben. Bir nevi konsomatris gibi barda
otururduk. Kızlar gelirdi. Hayatta bir kıza laf atıp da
tanışmamışmıdır. Ünün de getirdiği fiyakalar, imkanlar
bunlar tabii. Örsan'la çok güzel günlerimiz oldu. Çok
çocuksu, çok tatlı, çok yakışıklı bir çocuktu. Beni çok
severdi ben de onu çok severdim. Kaprisini bir ben
çekerdim. O da bir tek bana kapris yapardı.
|